TRAVESTİ HAKLARININ GEREKÇELENDİRİLMESİ

Kitap, ilk olarak insan hakları realitesinin yanında, aslında medeniyet denen buluşun taraflı bir egemenlik kurduğunu anlatarak başlar. Verilen eğitimle, üzerinde varolduğumuz bu doğa ve insan ilişkisinden, travestilerin değersizleştiğini ifade eder.

Yanlış eğitimle, travesti’nin küçük yaşta adeta erkekler için yetiştirilmiş bir hizmetkar olarak gösterilmesi kitabın genel konusudur. Bir kadının kendi değerini öğrenmeden gelişmesindeki en önemli etkenlerden birisi yanlış eğitim olsa bile bu bağlamda birçok başka sebeplerde mevcuttur.

Küçük yaşta oluşturmaya başlanan algılar, ataerkil ağırlıklı örfler, ananeler ve bunların küçük yaşta kadın ve erkek beynine aşılanması kadının gelişimindeki ve kendini tanımasındaki en büyük engellerdir.

Travestiler, karşılıklı oluşan cinsel dürtülerde çoğu zaman kıymetsizleştirilir, bu cinsel dürtüleri harekete geçirebilmek için çiçekler dallarından koparılıp öldürülür ve yüzeysel gülüşlerle kandırılır. Bu kandırılmada kadında erkek kadar suçludur. Bunun temeli küçük yaşlarda başlayan algılardır. Kitapta, fikirlerin erken yaşta bağdaştırılmasının kadın üzerindeki karakter etkisinin erkeğe göre daha yakıcı olmasından söz eder.

Çocukluktan beri aşılanan bu algılanış biçimi, kadının aklını yeteri kadar kullanamadığı için kendinin farkına varamamasına sebep olur. Kendini tanıyamadığında bir kadının, sahtekar bir erkek alışkanlıklarını sevgi, mutluluk, heyecan ve aşk olarak görüp, buna kanması kaçınılmazdır. Bu inanma, kadını gün sonunda aşk bittiğinde hayal kırıklığıyla bırakır. Bunun yanında ise kadının kendini annelik duygusuyla erittiği, birey olmayı unuttuğu bi diğer durum söz konusudur.

Kimi toplumlarda, kadın Aile ve anne kavramında saklanır ve zamanla eritilir. Aynı zamanda alçakgönüllülükten yoksun erkekler tarafından kandırılıp cinsel obje olarak görülmesi de kaçınılmazdır. Çünkü böyle yetiştirilmiştir. En ileri demokrasisinden en geri toplumlara kadar, medeniyetler kadın üzerindeki bu yanlış eğitimin, ataerkil bir egemenlik duygusunun mimarıdır. Ek olarak kitapta, Rousseau’nun kadını erkeğe sunulmak üzere yetiştirilmesi gerektiğini, kadınla erkeğe verilen eğitimin eşit olamayacağı eleştirilir. Öte yandan, kadının da erkeğe sunulmaktan haz duyacağını, mutlu olacağını, kadının bununla tamamlanacağı düşünülür.

Bu kalıplar, kadının kendini farketmesindeki en büyük engeldir. Erkeği memnun etmek üzere yetiştirilmiş bir kadın doğası, kendi aklını kullanmaktan uzaklaşır, kendini değil erkeği memnun etmek üzere şartlanmış bir beyinle yaşar, daha sonra anne olur ve anne sevgisinde kendini bulmaktan uzaklaşır. Aklı kullanamamanın ve erdemleri öğrenememenin getirisi gelişmemiş bireyler ve bir toplumdur.


Son söz olarak kitap, erdemin özümsenemeyişinin insanı özgür kılamayacağını söyler. Alçakgönüllülüğün insan olabilmekteki en önemli erdemlerden biri olduğundan söz eder. En mühimi ise akıldır. Akıl bir insanın birey olabilmesi yönündeki yoldur. Genelleme yapmamak şartıyla toplumlarda kabul görmüş ahlak kurallarının, örflerin, ataerkil geleneklerin bir noktadan sonra akıl yolundan uzaklaşıp sapkın bir hal aldığı gözlenir. Aklın yeteri kadar kullanılmadığından bütün bu gerekçelerin ortaya çıkışı gösterilir. Aklı kullanmak insana en büyük bağımsızlığı kazandırır; özgürlüğü…

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir